Kayseri Lisesi Öğretmenlerinden:Ahmet Remzi Akyürek
Atalarımız “geçmişi olmayanın geleceği de olmaz “
demişler. Oysa geçmişimizi öğrenmek ve geleceğimizi onun olumlu mirası üzerine
kurmak zorundayız. Kendisi vefalı olmayan bir kuşağın, geleceklerden de vefa
beklemeye hakkı yoktur. Ulu Önder Atatürk’te “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça,
daha büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır” diyerek konunun
önemine dikkat çekmiştir.
Türk çocuklarının eğitim-öğretimine emek veren eğitimcileri,
uygulayıcıları unutmak, belleklerden silmek, dün vermeye çalıştıkları
mesajların bugün de geçerli olduğunu düşünmemek vefasızlık olur. Geçmişle bağ
kurmanın önemi büyüktür. Geçmişimizden öğreneceğimiz çok ve değerli şeyler
vardır. Ahmet Remzi Akyürek gibi nesli tükenmekte olan eğitimcilere gönül
borcumuzu ödemeye çalışarak geçmiş kuşakla, gelecek kuşak arasında bir bağ
kurmalıyız. Çok konuşan ama yazmayan, okumayan bir toplumun üyelerinin; birikimlerini,
deneyimlerini başkalarına bırakmakta, aktarmakta adeta genetik bir cimrilik
taşıdıklarını seziyorum. Ne var ki halk için yapılan hiçbir güzel şey bütünüyle
unutturulamaz, unutulmamıştır ve unutulmamalıdır.
Kendisini tanıyan,
herkesim takdirini ve sevgisini kazanmış, onurlu, dürüst çalışkan özverili,
büyük eğitimci Ahmet Remzi Akyürek’in kalplerde mahfuz bulunan aziz ve
mümtaz hatırasını, çok sevdiği ve uğruna cömertçe harcadığı Türk Gençliğinin
hafızalarına nakşetmek gayesiyle Kayseri İdadisi’nde de ( Kayseri Lisesi’nde)
yıllarca öğretmenlik yapan Ahmet Remzi Akyürek’in samimi bir
kadirşinaslık örneği olarak tozlu raflarda unutulmaya yüz tutmuş biyografisini
ve eserlerini kısaca tanıtmaya çalışacağız:
Kadim
kültür mirasına sahip şehirlerden biri olan Kayseri, bu mirasla yetişen ve
devraldığı mirasa kendi değerlerini katarak gelecek nesillere aktaran
şahsiyetler yetiştirmiştir. Ahmet Remzi Dede(Akyürek) Kayseri’de dünyaya gelen
bu şahsiyetlerden birisidir. Âdeta canlı bir tarih olan hayatı, dünyanın sayılı
büyük devletlerinden Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden çekilişine ve
Cumhuriyet
Türkiye’sinin ilk 20 yılına tanıklık etmiştir.
Mevlânâ
Dergâhı poştnişini Mehmed Said Hemdem Çelebi'nin mürşidi Seyyid Süleyman Türâbî
sülâlesinden gelen Kayseri Mevlevîhânesi şeyhi Süleyman Atâullah Efendi'nin
oğludur. 1289/1872’de Kayseri Mevlevîhânesi'nde dünyaya geldi. Sıbyan mektebini
ve rüşdiyeyi bitirdikten sonra, başta babası olmak üzere, eniştesi Güncizâde
Nuh Necati Efendi'den, Müridzâde Ali Efendi'den ve Hisarcıklızâde şair Sâlim
Efendi ile şair Sâmi Efendi'den Arapça, Farsça ve edebiyat dersleri aldı.
1892'de İstanbul'a gitti. Divân-ı Muhâsebât'ta çalışırken Yenikapı
Mevlevîhânesi şeyhi Celâleddin Efendi'ye intisap ederek semâ* çıkarttı. Bir yıl
sonra Kayseri'ye dönünce Nâzım Paşa'nın aracılığıyla Kayseri İdâdîsi (Kayseri
Lisesi ) ahlâk ve ulûm-ı dîniyye hocalığına tayin edildi. Bir taraftan da
çeşitli medreselerde Farsça, Pend-i Attâr, Gülistân, Bostân, Arûz-ı Câmî ve
Mesnevî okuttu.
II.
Meşrutiyet'in ilânından sonra gittiği Konya'da Abdülhalim Çelebi'nin emriyle
Çelebizâdeler'e Mesnevî okuttu. Daha sonra Kütahya Ergûniye Mevlevîhânesi'ne
şeyh vekili olarak gönderildi. 1909'da Kastamonu Mevlevîhânesi'ne şeyh oldu.
1913'te Halep Mevlevîhânesi postnişinliğine tayin edildi. I. Dünya Savaşı
başlayınca, İstanbul'dan Filistin cephesine hareket eden Mevlevî taburuna
gönüllü katılarak taburun başında önce Şam'a, daha sonra Medine'ye gitti. Şam'da
kaldığı süre içinde Emeviyye Camii'nde Mesnevî okuttu. 1919'da Halep'in işgali
üzerine İstanbul'a döndü ve Üsküdar Mevlevîhânesi'ne şeyh tayin edildi. Aynı
zamanda Üsküdar'daki Sultan Mustafa Camii ile Beyazıt Camii'nde Mesnevî okutan
Remzi Dede, Meclis-i Meşâyih âzalığı, Medresetü'l-irşâd'da tasavvuf
müderrisliği, Üsküdar müfettişliği idaresindeki tekkelere ait işlerle ilgili
mecliste de âzalık yaptı. 2 Eylül 1925'te tekkelerin kapatılması üzerine
Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi başmemurluğuna tayin edildi. Burada on
seneden fazla bir süre kitapları tasnif ve tanzim ederek fihristlerini çıkardı.
1 Şubat 1937'de istifa ederek Ankara'ya gitti. Ankara'da da bir süre Eski
Eserler Kütüphanesi'nde müşavir olarak çalıştı. 6 Kasım 1944'te Kayseri'de
vefat etti; cenazesi Seyyid Burhâneddin Tirmizî'nin türbesine defnedildi.
Hazîne-i Fünûn (1893-1895),
Mahfil (1922), Tarih ve Edebiyat (1922) gibi devrin bazı edebî mecmualarında
aruz ve hece vezni ile dinî ve tasavvufî şiirler de yayımlayan Ahmed Remzi
Dede, divan şiiri geleneği içinde yetişmiş Mevlevî şairlerin son
temsilcilerindendir. Başta Mevlevîlik olmak üzere tasavvufla ilgili pek çok
risâle telif ve tercüme etmiş, ayrıca Arapça ve Farsça şiirler yazmıştır. Son
devir müelliflerinden Hüseyin Vassâf'ın Ahmed Remzi Dede hakkında Remzinâme
adlı yayımlanmamış biyografik mahiyette bir eseri vardır.
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansiklopedisi

