ÖZGÜR ÖZEL: “FONDA 200 MİLYON DOLARLIK İŞLEM ÇANTACILAR TARAFINDAN YAPILDI; ORTAYA ÇIKARMA GÖREVİ HAZİNE VE MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK’E AİTTİR”
ÖZGÜR ÖZEL: “FONDA 200 MİLYON DOLARLIK İŞLEM ÇANTACILAR
TARAFINDAN YAPILDI; ORTAYA ÇIKARMA GÖREVİ HAZİNE VE MALİYE BAKANI MEHMET
ŞİMŞEK’E AİTTİR”
“Meclis’te sözde komisyon kurulacak, saz arkadaşları
komisyonda çoğunluk olacak, kurda kuzuyu emanet edip adalet çıkaracaksınız;
milletin buna karnı tok”
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel
merkezinde gerçekleştirilen Milletvekili Çalışma Toplantısına başkanlık etti.
Burada konuşan YENİ Parti lideri Özel, “Değerli arkadaşlarım, değerli
milletvekillerimiz, kıymetli yol arkadaşlarım, ekranları başında bizleri
izleyen değerli yurttaşlarımız sizleri milletimizin kurduğu YENİ Partimizin
genel merkezinden sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin 28’inci döneminin beşinci yasama yılı öncesinde milletvekili
grubumuzun çalışma toplantısını YENİ Partimizin genel merkezinde
gerçekleştiriyoruz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“GENEL MERKEZİMİZİN MÜTEVAZİ TOPLANTI SALONUNDAYIZ”
“Geleneksel olduğu üzere siyasi partiler hemen dönem
başlamadan önce ya da takip eden ilk hafta, ilk ay içerisinde milletvekili
kampları gerçekleştirirler. Bu kamplar genellikle hafta sonu bir otelde
ailelerle birlikte hem sosyal tarafı güçlü hem içeriği hazırlığa yönelik,
geçmiş yaz dönemi çalışmalarının değerlendirildiği ve önümüzdeki dönem Meclis
çalışmalarının değerlendirildiği toplantılar olur. YENİ Parti’nin diğer
partilerden bir farkı, olağanüstü şartlarda kurulmuş olması, milletimizin ‘Bir
yol bulamıyorsanız yeni bir yol açın’ demesi, istikameti göstermesi, kolumuza
girmesi, arkamızda durması, partinin adını sahada, sokakta bizzat kendisinin
koyması ve bütçesini de kıt kanaat bütçeleri ile ürettiği üründen, bir römorku
satıp bize bağışlayarak ya da güç bela geçindiği emekli maaşının içinden bir
200 lirayı yollayarak, bir gram altınını yollayarak, ya da yastığının altında
veya gelecek günlerde kendisi için ihtiyaç olduğunda kimselere muhtaç olmadan
bir yerden çıkarılıp kullanılsın diye ileriye dönük koyduğu bir paranın içinden
bize yolladığı bütçeyi hiç şüphesiz ki bir otelde, bir hafta sonu kampı yerine
değerlendirmek hiçbirimizin içinden gelmedi. Bu sebeptendir ki milletimizin
bağışlarıyla kurduğumuz mütevazi genel merkezimizin toplantı salonunda bugün,
gerekirse devamında yarın sabah Meclis’in açılışına kadar geçen süreyi
değerlendirme toplantısı olarak yapacağız. Ondan sonra da 28’inci dönem beşinci
yasama yılı çalışmalarımıza başlayacağız.”
“TARİHE GEÇEN BİR YAZI GERİDE BIRAKTIK”
“Değerli arkadaşlar hep birlikte siyasi tarihimize geçen bir
yaz dönemini geride bıraktık. Yaz başında önce hep beraber 21 Mayıs darbesini
yaşadık. 21 Mayıs darbesi aslında mevcut iktidarın kendisinden sonraki iktidara
yaptığı, giriştiği bir darbe sürecinin; 19 Mart’ta başlayan darbe sürecinin bir
devamı ya da önemli bir aşaması olarak gerçekleşti. Hatırlayalım, hepimizin
büyük emekleri olan ve büyük üzüntülerle kaydettiğimiz 14 - 28 Mayıs seçiminden
sonra bizler yenilgiyi içine sindiremeyen, özeleştiri yapılması gerektiğini
düşünen, yerel seçimlerden önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yenilenmeye
ihtiyacı olduğunu düşünen ve bu noktada harekete geçen, ‘Partimiz değişirse
Türkiye değişir’ diyen kadrolardık. Bunun devamında büyük bir umutsuzluk, büyük
bir hayal kırıklığı, artık sandığa olan inancın kaybedildiği, gözlerin yere
düştüğü, herkesin siyasetten koptuğu bir apati döneminin geliştiği, artık
iktidarın değişeceğine olan umutların kırıldığı bir süreçten sonra milletimiz
4-5 Kasım Kurayımızı bir özeleştiriye saydı. Kurultayda bazılarımız farklı
taraftaydı, bazılarımız farklı taraftaydık. Ancak kurultaydan hemen sonra bir
araya gelip, 31 Mart seçimlerine doğru giderken hep birlikte büyük bir emek,
büyük bir gayretle çalıştık ve kenetlendik. Burada kendilerini farklı
konumlandıranlar, genel seçimden bir yenilgi bekleyenler, bu yenilgiden sonra
partinin bir kez daha bir kurultaya gideceğini ve yönetimin değişeceğini
düşünenler, açık açık söyleyenler, ‘1 Nisancılar’ diye kendilerini
tanımlayanlar vardı. Ama hem örgütümüzün tümü hem de grubumuzun çok önemli bir
kısmı büyük bir kenetlenme ile yerel seçimlere büyük bir özveri, büyük bir
gayret, büyük bir heyecanla hazırlandı. O günlerde ortaya koyduğumuz bir iddia…
Yani nasıl ki 1970’lerde rahmetli Bülent Ecevit girdiği ikisi yerel, ikisi
genel dört seçimden birinci parti çıkarttıysa partimizi, ‘Bunu yapmazsak
bırakırız’ demiştik. Milletimiz buna izin vermedi.”
“SEÇMENİN OYUNU YATIRIM KREDİSİ GİBİ GÖRÜP BAŞLADIK”
“Milletimiz 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapmamıza,
yenilmez sanılan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu günden sonra ilk kez
yenilgi ile tanışmasına, nüfusun yüzde 65’i, ekonominin yüzde 84’ünü yönetecek
Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin görev başına gelmesine imkan tanıdı.
Rekorlar yaşadık. İstanbul’u, Ankara’yı belediye meclis çoğunluğumuz yokken,
güçlüklerle, başarıyla yönetmişken belediye meclis çoğunluklarımızı sağladık.
Yüzde 6 aldığımız geçmişte seçim çevrelerinde, yüzde 60’lar - 55’lerle, iki
kişiden birinin oyunu alarak çoğu arkadaşımız göreve geldi. 21 il belediyesi,
15 büyükşehir belediyesini kazandık. 411 belediye ile birlikte Türkiye siyasi
tarihinde yaşanmış en büyük yerel seçim zaferini; bir siyasi partiye nasip
olmuş en büyük yerel seçim başarısını yaşadık. Bunun üzerine yolumuza o akşamı
bir zafer değil bir yükümlülük akşamı, bir sorumluluk akşamı, bir görev akşamı
görerek; havai fişeği, davulu-zurnayı yasak edip sabah erken kalkmayı
öğütleyerek, ‘Bu seçimin kaybedeni yok, kazananı Türkiye’dir’ diyerek seçmenin
bize verdiği krediyi bir yatırımcı kredisi gibi, Türkiye’nin yarınlarına
yatırım yaptığı bir kredi gibi görerek yola başladık. Bir yıl oldu-olmadı
belediyelerimizden memnuniyet oranı yüzde 60’lara vardı. Burada İstanbul
Büyükşehir Belediyesi 13 bin farkla kazanılmış, hazımsızlıkla mazbatası iptal
edilmişken, ardından milletimizin bu işe bir demokrasi ayarı vermesiyle 45 gün
sonra 806 bin farkla kazanmışken, beş yıl içeride yapılan çok sert muhalefete
ki belediye meclis çoğunluğu yok, yurt dışından bulunan kredilerimizin
imzalanmamasına, dünya kadar sabotaja, ‘Film çekeceğiz’ diye kiralanmış
belediye otobüslerinin film setlerinde yakılıp ‘İBB araçları yanıyor’
denilmesine, içerisine taş sıkıştırılan yürüyen merdivenlerin çalışmamasına
kadar türlü yalan dolan kumpaslara karşı girdiğimiz İstanbul seçimini bu
seferde 1 milyon 150 binin üzerinde bir farkla kazandık.”
“MİLYONLARLA İFTİRALARA KARŞI DURDUK”
“Milletimiz Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında
gösterdiğimiz bu başarıyı bir iktidar yürüyüşü olarak gördü, böyle taçlandırdı
ve bu gözle baktı. Ama o sırada artık ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’
mantığıyla meseleye bakan, bunu sloganlaştıran Sayın Erdoğan ve ekibi bizi
kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anlamış ve
yargı kollarını kurmuştu. Hiçbir siyasi partide olmayan yargı kollarını.
Başında geçmişin elverişli bir yargıcı, hakimi… Yani aldığı bütün kararlar
Anayasa Mahkemesi tarafından ‘hakkı ihlali’ denen, tarihin bütün utanç verici
kararlarını veren birisi Bakan Yardımcısı olarak görevlendirilmişti, artık
siyasetteydi. İstanbul’a yargının başına Cumhuriyet Başsavcısı olarak geldi.
Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’tan başladı ve 19 Mart darbesi ile
birlikte ki öncesinde Beşiktaş’ımıza saldırdı, 19 Mart darbesi ile birlikte
İstanbul’un üst üste üç kez seçilmiş belediye başkanını, daha milletin bir yıl
önce yani aslolan milli irade ise bir yıl önce verdiği kararla görevlendirdiği
kişiyi, milletimizin Cumhurbaşkanı adaylığına yakıştırdığı, 23 Mart günü
kuracağımız sandıklarla ön seçimle belirleyeceğiz cumhurbaşkanı adayını dört
gün kala gözaltına aldı ve tam o gün tutukladı. Tam o gün de milletimiz
sandıkları koşarak 15,5 milyon oyla kendisini Cumhurbaşkanı adayımız olarak
belirledi. Buradan sonra kötülükler durmadı belediyelerimize, meclislerimize,
bürokratlarımıza karşı. Sadece onlara olsa ‘Neyse’ diyeceğiz. Ailelerine, çocuklarına,
çevrelerine, günahsız şoförlerine, devletin polis korumalarına karşı bir büyük
kötülükle bir büyük saldırı başladı, sürdü ve aylar süren hakaretler, aylar
süren iftiralar, aylar süren gerçek dışı iddialar hem yandaş medyada hem
maalesef etkileri altına aldıkları merkez medyada gerçekmiş gibi konuşuldular.
Maalesef bu iddialar bir yandan bizim tarafımızdan milletimizle birlikte
Saraçhane’den başlayarak milyonlarla, Maltepe’de, Türkiye’nin dört yanında
hafta sonları, hafta içi çarşamba akşamları İstanbul’un bir ilçesinde,
beldesine göre Yozgat’ta on binlerle, icabında yüzbinlerle, İstanbul’da
milyonlarla dimdik ama dimdik bu iftiralara karşı durduk. Mücadelemizi gitgide
yükselttik.”
“İKTİDAR KÖŞESİNDE MUHALEFETMİŞ GİBİ BARINMA HESAPLARI
DEVREYE GİRDİ”
“Maalesef bu sürede bu mücadeleye karşı yani bu bir yandan
asrın iftiralarına, kumpaslarına, gerçek dışı ifadelerine, asla
delillendiremeyecekleri, ileride iddianamelerine yazamayacakları bu iddialara
karşı ‘1 Nisan’da seçim başarısız olursa’ diye hesap-kitap yapanların bu sefer
bu iddiaları olumlayan ve bir arınma söylemi üzerinden iktidarın köşesinde
muhalefetmiş gibi barınma hesabında olanların hesapları devreye girdi. Dümdüz
konuşmak, dümdüz görmek gerekirse o dönemin tamamı, sosyal medyadan, oradan, buradan
AK Parti’nin yargı kollarının iftiraları, milletimizin bu iftiraya direnişleri
ama kurdun kendi içinden olan ağacın baltasının sapı ağaçtan olan keserin
verdiği yaralarla, hasarlarla bir yandan ilerledi ama bir yandan da biz de
gördük, milletimiz de kimin ne yaptığını gördü. Öyle bir noktaya gelindi ki her
şeye rağmen parti, birinci parti. Her şeye rağmen kumpaslara karşı direnç en
üst noktada. İddianame çıktı, iddianamede yer alanlar, geçmişte atılan
iftiraların hiçbirini doğrulamıyor. Kör kuruş yolsuzluğu ispatlayamayan, tel tel
itirafçıların dökülmeye başladığı, yalancı şahitlerin bile isim değiştirip
şahitlikten çekilip gizli tanıkların isimlerinin değiştirildiği bir süreç
yaşanırken işte o aşamada artık şunu gördüler ki biz yaptığımız çağrılarla,
partinin başını, yönetimini, ‘Arkadaşlarını bırak. Onları sat, onlar geride
kalsın, sen önüne bak, partinin başına otur, yıllarca muhalefette dur’
anlayışına partinin genel başkanı da yönetimi de o partiyi parti yapan gerçek
kadroları da üyeleri de prim vermiyor. İşte darbe girişiminin son evresi o
yüzden 21 Mayıs günü Türkiye’nin kurucu partisini, birinci kongresini Sivas’ta
yapmış olan bir partiyi, o partinin seçimle değişmiş ilk genel başkanını, o
seçimden sonra üç kez daha toplam dört mazbatası olan Genel Başkanını, Parti
Meclisini, Yüksek Disiplin Kurulunu, yargı kolları eliyle olmayacak bir
tedbirle, sonuç doğuracağı için tedbir kararının alınamayacağını tüm hocaların
söylediği bir kararla partinin başından uzaklaştırdılar. Partinin başına,
geçmişte defalarca yendikleri, onlar yendikten sonra özeleştiri yapmayan, yine
devam eden ve yine kaybeden bir anlayışın bulunmasını, gelecek açısından
kendileri için önemli, iktidarlarının devamı için elzem gördüler. İşte arınma
söylemiyle bu konuya katılanların iktidarın kenarında muhalefetmiş gibi gibi
barınma süreci, bu hayalleri bu şekilde gerçekleşirken bir şey oldu.”
“MİLLET ARKAMIZDA DURARAK BİZİ ONURLANDIRDI”
“O gün, 24 Mayıs günü butlancılarla Adalet ve Kalkınma
Partili darbecilerin talimatlandırdığı polis, kapıları kırarak, Atatürk’ün
hatırasını tarumar etti. Atatürk’ün hatırası tarumar edilirken Türkiye’de bir
vicdan dalgası ve gerçekten tarihin doğru tarafında duranların vicdanlı sesleri
yükseldi. Biz o binadan çıktığımızda, yağmurun, dolunun altında, nereden
geldiklerini kimsenin bilemediği, evlerinden nasıl kendilerini dışarı
attıklarını kendileri de bilmeyen 10 binlerce Ankaralı, Türkiye’de 10
milyonlarca yürek bizimle birlikte yürümeye, arkamızda durmaya ve bizi eskiyi
geride bırakmaya yeniye doğru adım atmaya, teslim olmamaya, direnmeye ve
iktidar hedefinden şaşmamaya doğru yüreklendirdi ve arkamızda durarak bizi
onurlandırdılar. Biz, Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti
yapmıştık. O gün de o binadan Atatürk’ün mirasını alarak hep beraber çıktık.
Dün ‘arınma’ deyip iktidarın kenarında barınma hevesinde olanların oldukça
yetkili ismine anket soruyorlar, yüzde 3 çıkmış ankette. Diyor ki ‘Anketlerdeki
oy oranımıza şu anda bakmıyoruz. Biliyoruz ki seçim gelsin millet Atatürk’ün
partisine oy verecektir’ diyor. Şu konu doğrudur. Bu millet Atatürk’ün
partisine oy vermek ister. Ama bu millet, Atatürk’ün partisini baraj altında da
bıraktı, bu millet Atatürk’ün partisi ile girdiğiniz 14 seçimde sizi birinci
parti de yapmadı.”
“ATATÜRK’ÜN MİRASINI ALARAK ÇIKTIK”
“Bu millet Atatürk’ün partisine oy vermeyi çok ister ama
eğer Atatürk gibi cesursanız, onun ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya
sarılıyorsanız, onunla Cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla husumeti olanlarla
mücadeleyi göze alıyorsanız, kimseyi geride bırakmıyorsanız, tek hedefiniz
Atatürk’ün partisini iktidar yapmaksa millet 50 yıl sonra arkanızda durur. Yok
eğer ‘Bu iktidar, iktidarda dursun, ben Atatürk’ün partisinde muhalefetin
başında durayım, yıllarca muhalefet olayım’ derseniz millet alır, böyle yüzde
3’e bırakır. Ondan sonra da Atatürk’ün partisinin adıyla iktidar olma umudunu
gösterirsiniz. Bizler Atatürk’ün partisini hep birlikte birinci parti
yapmıştık. O gün de binadan Atatürk’ün mirasını hep beraber alarak çıktık.
Şimdi o miras YENİ Parti’nin kadrolarına ve milletimize emanettir. Binadan
çıktığımız gün milletimize sığındık. Haziran ve Temmuz’da 22 il gezerek
milletimizi dinledik. Sokakta, meydanda, tarlada, bana, size, hepimize ‘Yeniyi
kurun’ dediler. Kurduk. Adını ‘YENİ’ koydular, uyduk. Sizler de partimizin
kurucuları oldunuz. Hem partinin kuruluş sürecinde hem de partiyi kurduktan
sonra yaz boyunca büyük bir özveri ve fedakarlık gösterdiniz. Durduğunuz yer,
tarihin kayıtlarına geçmiştir. Partimizin kurucular kurulu; grubumuzun tüm
milletvekillerine tarih önünde bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum.”
“MEMLEKETİN HER KÖŞESİNDEN AYRI BİR FERYAT YÜKSELİYOR”
“Son aylarda sahada sadece YENİ Parti kadroları vardı.
Sokağa çıkamayanlar bir yana, iktidar partisinin de sokakta, tarlada, meydanda,
ortada olduğu yoktu. İktidar partisi sokağa çıkamazken sizler gittiniz
emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin elini sıktınız, derdini dinlediniz. 10
Eylül’den sonra ilk olarak 32 ilde, 20 Eylül - 30 Eylül arası 29 ilde, toplam
61 ilde milletvekillerimiz olarak sahadaydınız. Hızla önümüzdeki ay
tamamlanacak programda 81 ilimizdeki çalışmalarımızı tamamlamış olacağız. Geçim
sıkıntısı, hayat pahalılığı, torpil, kayırmacılık, adaletsizlik, memleketin her
köşesinde ayrı bir feryat gibi yükseliyor. İşte tam da böyle bir dönemde yeni
yasama yılına başlıyoruz. Sizlerden, hepimizden milletimizin beklentisi YENİ
Parti’den büyüktür. Her birimiz, bize duyulan güvenin sorumluluğuyla, sokağın,
çarşının, pazarın, esnafın, fabrikanın ve tarlanın sesi olmak durumundayız.
Birazdan ekonomi, dış politika ve milli güvenlik alanlarında kapsamlı sunumları
uzman arkadaşlarımızdan dinleyeceğiz. Bu konuda görüş alışverişinde bulunacağız
ve daha sonra sizlerin yaz dönemi çalışmaları ile gelecek dönem çalışmalarımıza
yönelik olarak da karşılıklı görüş alışverişleriyle birlikte önümüzdeki yasama
yılına hep birlikte hazırlanacağız. Bu yasama yılının partimize ve ülkemize
hayırlar getirmesini temenni ediyor, her birinize önümüzdeki dönem
çalışmalarınız için şimdiden başarılar diliyorum.”
“TARİHİ BİR FİNANSAL KRİZ ORTAMINDA BAŞLIYORUZ”
“Değerli grubumuz, değerli arkadaşlarım ne yazık ki yeni
yasama yılına tarihimizdeki en büyük finansal krizlerinden birinin yakıcı
ortamında başlıyoruz. Sadece ‘finansal kriz’ demenin yeterli olmadığı bir
devlet krizi ile karşı karşıyayız. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken
iktidar partisinin açtığı yolda iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu
asrın soygunu yaşandı. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen
çöküldü. Devlet kurumlarının güvencesindeki fonlar ve milletin birikimleri çalındı.
800 milyar liralık vurgun çarkı üç-beş kuruşunu enflasyon karşısında korumaya
çalışan 455 bin küçük yatırımcının üzerine devrildi. Fon krizi patlak
verdiğinde bu dolapları çevirenlerin, haksız kazanç elde edenlerin sıralı tam
listesi AK Parti’nin elinde vardı. Ama pustular, sustular, saklandılar, hiç
konuşmadılar. Ne zaman ki biz AK Partili eski Bakan ve mevcut Genel Başkan
Yardımcısı’nın adeta deveyi hamutuyla götürdüğünü ortaya çıkardık, o zaman
birden konuşmaya başladılar. Fatma Hanım, eşi ile birlikte 163 milyon lira
yatırmış, fonlar batmadan hemen önce 2,2 milyar lirayı kapıp kaçmış. Şöyle
söyleyelim; gittiğim her şehirde o şehirdeki emsal daire fiyatıyla ifade
ediyorum. Hemen buralarda Fatma Hanım’ın fona yatırdığı parayla 27 tane daire
alabiliyorsunuz. Fatma Hanım’ın beş ay sonra çektiği parayla 367 daire
alabiliyorsunuz. Eşiyle birlikte kendisinin yatırdığı para 27 daire alırken,
beş ay sonra çektiği para 367 daire alabiliyor.”
“BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜDÜR”
“Bu isim buzdağının sadece görünen yüzüdür. Kabinenin diğer
öğeleri gibi, diğer üst düzey AK Partililer gibi becerikli olmadığı için Fatma
Hanım doğrudan kendi ve eşinin ismi ile işlem yapmıştır ve ilk bakıldığında
listede göze çarpmıştır. İşlemlerini çantacılara yaptıran maharetli isimlerden
değildir. İşlemlerini Lüksemburg'daki offshore hesapları üzerinden vekaletle
yaptıran bakanlardan değildir. İşlemlerini Hollanda’dan, Akdeniz’deki çeşitli
ada ülkelerindeki farklı bankacılık uygulamalarına tabi bankalardan yapanlardan
değildir. Bu yüzden doğrudan ismi listede görünen birisidir. Burada piyasa
gerçeklerine aykırı biçimde koyduğu parayla yüzde 1000 değer katıp kaçanlar,
bir saadet zinciri oluşturmuşlardır. Fon skandalından çıkan gerçek AK Parti’nin
saadet zinciri olduğudur. Kapıp açtıkları paralar havadan gelmemiştir. O
paralar 455 bin mağdurun parasıdır, para neredeyse hesap da oradadır. Biz
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gizlemeye çalıştığı gerçeği ortaya çıkarınca
birdenbire ahlak timsali kesilmeye kalktılar. İnanın bana yüzsüzlüğün böylesini
milletimiz görmedi. Milletimiz bu arsızlığa karşı ar edip parmağını ısırıyor.
Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçmiş diyor ki kendileri aslında çok
iyiymiş de elinde büyüyen Fatma Hanım nefsine yenik düşmüş. Nefsine uymuş da ne
yapmış? Fazla değil, sadece milletin cebinden 367 daire parası çalmış. Fırından
bir ekmek çalan hapse girecek, bir tepsi baklavayla nefsine uyan hapse girecek;
2,2 milyar lirayı götüren nefsine uymuş olacak. İşte AK Parti’nin kara düzeni,
kendine adaleti budur.”
“ERDOĞAN ‘HABERİM YOKMUŞ GİBİ ÇEKİN’ DİYOR”
“Sayın Erdoğan kameraların karşısına geçiyor, kürsünün
üstüne elini koyuyor ve ‘Haberim yokmuş gibi çekin bakalım’ diyor. Yahu
yanınızdakiler milleti soymuş, nasıl haberiniz yok? Borsa çökmüş, fonlar
patlamış; nasıl haberiniz yok? Toplamda 4,5 trilyon liramız buhar olmuş, nasıl
haberiniz yok? Siz ne iş yapıyorsunuz? Siz bostan korkuluğu musunuz? Haberiniz
varsa doğrudan sorumlusunuz, haberiniz yoksa yönetme kabiliyetiniz kalmamış,
derhal bu milletin yakasından düşünüz. İşinize gelince ‘Bizden habersiz kuş uçmaz’
diyeceksiniz, işinize gelmeyince ‘Vallahi haberim yok, Fatma Hanım nefsine
uymuş’ diyeceksiniz. Bunun kabul edilebilir tarafı yoktur. Şimdi kamuoyunun
önünde şunu ifade etmek isterim. Fatma Betül Sayan Kaya, elbette tek değildir.
Bütün AK Partililer biliyor ki, bunu anlatmaya gerek yok ki bu mağdurların çoğu
da AK Parti seçmenidir. Bu fon TERA’yı, diğerlerini AK Parti’nin bilindik
meşhur isimlerinden, saray bürokrasisinden, bakan isimlerinden bilirler. ‘Onun
parası oradaymış, bunun parası oradaymış’ diye birbirlerini yüreklendirdiler.
Kimin ne para götürdüğü MASAK’ın çeşitli takipleri ile bu dönem Maliye
Bakanı’nın üzerinde böyle bir yükümlülük vardır ve tarih önünde bakalım bu
sınavdan Maliye Bakanı geçecek mi, kalacak mı, yoksa kaçacak mıdır? Ama
göreceğimiz şudur; yurt dışına çeşitli üçüncü kişiler üzerinden, daha önce
isimlerini verdiğimiz, soğuk cüzdanlarla para kaçıranlar ki ‘soğuk cüzdan’
lafını Türkiye ilk kimden duyduysa oraya bir baksın. Yurtdışında offshore
hesaplarına para koyanlar ve offshore hesapları üzerinden vekaletle işlem
yapanların mutlaka ortaya çıkarılması, ortaya dökülmesi devlet
sorumluluğudur.”
“HEPSİ ERDOĞAN’IN EKİBİNDEN”
“Ama burada Fatma Betül Sayan Kaya’ya bakarak ve cambaza
bakarken ‘Acaba ipin üstünde başka cambaz var mı?’ falan diyerek sanki ‘İşin
içinde tek sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya’ymış, o da nefsine uymuş’ oyununa
karşı şimdi milletimizi şu isimlere kulak kesilmeye davet ediyorum. Bakın;
paraları kim çoğalttı, onların yakalanıp ilan edilmesi devletin sorumluluğu. Bu
konuda üzerimize düşen muhalefet olarak en ciddi takibi yapacağız. Çalışma
grupları kurduk, yurt içinde, yurt dışında çalışacağız. Meclis’te komisyon
kurulursa orada mücadele edeceğiz. Tüm imkanları zorlayacağız ve bir şekilde bu
milletin bu parasını çalanları ya ortaya çıkaracağız ya milletimizin seçimden
sonra verdiği yetkiyle teker teker ortaya çıkaracağız. Ancak ‘Fatma Betül Sayan
Kaya var. Orada da nefsine uymuş. Tayyip Bey de üzgün.’ Öyle bir şey yok. 455
bin kişi, aileleriyle 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon
kişi… Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim. Paranızı çoğaltıp da
çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada fonda
hesapları da var. Emre Alkin, TERA’nın tutuklu Yönetim Kurulu Üyesi. Kim bu?
Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi Üyesi. Atamasının altında
Erdoğan’ın imzası var. Kerem Alkin, TERA Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi.
Türkiye’nin OECD Daimi Büyükelçiliği’ne Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık
Fonu ve Halkbank’ın yönetimindedir. Emre Tezmen, TERA Yatırım Yönetim Kurulu
Başkanı. Fatma Hanım’ın ve ailesinin yakın arkadaşı. Erkan Kilimci, TERA Başkan
Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını
Erdoğan yaptı. 200 liranın üzerinde imzası var. Fecir Alptekin, TERA’nın
Yönetim Kurulu Üyesi. Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat
Politikaları Üyesi idi. Abdulkadir Özkan, Yönetim Kurulu Üyesi. Başbakanlık
Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda Basın Müşaviri imiş. Erdin
Özel, TERA Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan
Yardımcısı’ydı. Önce inkar ettiler. Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi
unuttular. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları
ortada. Serdar Turhan, Pusula’nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı. Eski AK Parti
Gençlik Kolları Başkanı’nın Ortağı. Muhammed Yarız, Pusula Portföy’de Yönetici
ve tutuklu. Eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi.
Özdemir Ataseven, Özata Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Tuzla İlçe
Başkan Yardımcısı idi. İskender Balcı, Özata Denizcilik’te Yönetici. Hazine ve
Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı. Hepsi Erdoğan’ın ekibi.
Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var; Recep Tayyip
Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan
Cumhurbaşkanı olmaz. Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi ‘Asrın Soygunu’nu
yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz.”
“ASRIN SOYGUNUN MALİYETİ DEPREMİN ETKİSİ KADAR”
“‘Bu işlerden haberim yok’ diyen Erdoğan bir de sözüm ona
millete güven vermeye çalışıyor. Şöyle söylüyor; ‘Finansal sistemimizde bir
risk mevzu bahis değildir.’ Şimdi herkesin iyi dinlemesini istiyorum. Borsadaki
kayıp, şu an 3,5 trilyon lira. Tasfiye edilen 131 fonda kalan para, 800 milyar
lira. Yani bu soygunun ekonomiye maliyeti, 90 milyar dolar. Üç yıl önce 11
ilimizde deprem yaşadık, Erdoğan bunun adına ‘Asrın Felaketi’ dedi ve ekonomiye
maliyetini 100 milyar dolar olarak kendisi açıkladı. Asrın felaketinin maliyeti
100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın soygunun
ekonomiye etkisi deprem etkisidir. Kimse kimseyi kandırmayacak, kimse kimseyle
alay etmeyecektir. Karşı karşıya olduğumuz; asrın dolandırıcılığı, asrın
soygunu, asrın finansal krizidir ve düpedüz devlet krizidir. Devlette tuz
kokmuştur ve maalesef bu milletin bütün umutları, bu milletin umutlarını
çalmaya azmetmiş gözü dönmüş kadrolara emanet edilmiştir.”
“‘TURPUN KÜÇÜĞÜ’ TOPLANTISINDA BELGELERLE AÇIKLADIM”
“Şimdi bugün Fatma Betül Sayan Kaya’dan çok daha maharetli
olan AK Partili ‘fonzi’lerin bir yöntemini açıklayalım. Bunlar fonlarda,
hisselerde yakalanmamak için kendileri işlem yapmıyorlar. Üçüncü kişilere işlem
yaptırıyorlar. 17 Mart 2026 tarihinde, o zaman önceki partimizin Genel Başkanı
olarak bir basın toplantısı yapmıştım. Erdoğan’ın ‘turpun büyüğü’ ifadelerine
karşı ‘turpun küçüğü’ hatırlatmasıyla bir basın toplantısı. Orada memur
maaşıyla edinilmesi akıl almaz bir serveti tapularıyla, belgeleriyle
açıklamıştım. Adalet Bakanlığı’na atanan, geçmişte İstanbul Cumhuriyet
Başsavcısı olan kişinin 16 tapusunu ID numaraları ile vermiştim. Ertesi gün
dördü üzerinde aktifi gösterdi, yakın yani iki ay içinde satılmış 12 tapuyu
gizledi. ID numaralarını ilan ettim, ‘Bizi yalanlayın’ dedim. Örneğin
Şehircilik Bakanlığı’nın önündeki bilgisayara o ID numaralarını girince o evin
şu an ve bir önceki sahibi belli, ne zaman satıldığı belli. Tek bir açıklama
yok Murat Kurum’dan. Türkiye’nin dört bir yanındaki belediyelere ‘Vergi
kaçakçılığı’ olmasın diye yollanan yazılarda Murat Kurum bu 16 tapunun Adalet
Bakanı’na ait olduğunu yazmış zaten. Belediyelerin her birinin kayıtlarında
var. Erdoğan, Adalet Bakanı’na ‘Sen bu konuda konuşma, sus’ dedi. Bana dava
açtılar. Davanın birincisi görüldü. Dava açarken ne diyordu Adalet Bakanı?
Şöyle söylüyordu; ‘Nasılsa mahkeme tapuları ister.’ Avukatımız mahkemenin
tapularını istemesini istedi. Kendisinin avukatı ayağa zıpladı; ‘Karşıyız. Bu
bir tazminat davasıdır, delile gerek yoktur. Müvekkilim söylenen bu sözlerle
itibar kaybetmiştir, tazminat verin.’ Neredeyse tazminata hükmedecekti. Avukatlarımızın
itirazı, isyanıyla bir mahkeme ertelendi. Burada herkesin önünde söylüyorum. O
16 tapuyu mahkemeye istiyor benim avukatlarım. Bakanlığa yazı yazılmasını
istiyor benim avukatlarım. İlgili kurumlara yazı yazılmasını istiyor benim
avukatlarım. Adalet Bakanı’nın avukatları ‘Tapuları istemeyin’ diyor. Bu
durumla karşı karşıyayız.”
“MASANIN TOZUNU SİLMEDEN BASIN TOPLANTISINI SİLENLER…”
“İşte o gün, o toplantıda açıkladım ve o gün, o toplantıda
açıkladığım üç isim hiçbir açıklama yapmadılar. O tapular üzerinde işlem
yapanlar, paraya döndüğünde o tapuları, o paraları alanlar, götürenler
yapılmadı. Ama o günden bugüne bir şey yapıldı. O da nedir biliyor musun?
Turpun küçüğü basın toplantısı. Partimize polis girdikten ve butlan yönetimi
yerine oturduktan birkaç gün sonra partinin arşiv hesaplarından çıkarıldı ve
silindi. Elbette her yerde var ancak butlan yönetiminin benim geçmişte yaptığım
ve bizim geçmişte yaptığımız parti sözcülerimizin geçmişte yaptığı bütün basın
toplantıları dururken sadece ve sadece turpun küçüğü basın toplantısını parti
kayıtlarından çıkartmıştır. Bu da bugünkü Adalet Bakanı’yla bugünkü butlancıların
arasındaki ilişkiyi ve ilk iş olarak masanın tozunu silmeden basın toplantısını
silenlerin nereden talimatla, kimle ilişkili olduğunu göstermektedir. Şimdi de
fondaki 200 milyon dolarlık işlemler, birtakım çantacılar tarafından
yapılmıştır. Görev Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e aittir ve hem bu
isimlerin hem daha fazlasının bütün işlemleri, hesap hareketleri, yakınları,
geçmişleri, bugünleri yarınlarının izlenmesi, yurt dışındaki offshore
hesaplarının peşine, yurt dışındaki ülkelerle iş birliği anlaşmaları nezdinde
mutlaka harekete geçirilmesi gereklidir. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek’i asla ve asla rahat bırakmayacağımızı kendisi bilmelidir.”
“‘TARİHİN AZABINDAN KURTULSA ALLAH’IN GAZABINDAN
KURTULAMAYACAKLAR”
“Ayrıca sıralı tam liste elinde olan Erdoğan’a söylüyoruz.
Fatma Hanım’ı sakladınız, ortaya çıkınca, ‘Biz yanlışın arkasında durmayız’
diyorsunuz. Parti Sözcümüz Sayın Zeynel Emre bunu açıkladığı ana kadar siz
yanlışınız arkasında durdunuz, bunu sakladınız. Şimdi milletimize sanki siz
söylemişsiniz, siz ortaya çıkarmışsınız, siz kınamış, siz uzaklaştırmışsınız
gibi bir tutumun içinde kesinlikle olmayın. Türkiye’de ikili bir hukuk sistemi
işletiliyor. Bir yanda 2 milyon 200 milyon lirayı gören AK Parti’yi ‘nefsine
uydu’ deyip işin içinden ayıklayanlar, diğer yanda iş yerindeki arkadaşına 2
bin lira para gönderdi diye birlikte yedikleri yemeğin payına düşen kısmını
yolladı diye suç örgütü üyesi diye aylarca hapiste tutup itirafçı olmaya
zorlanan kadınlar var. ‘İBB soruşturmasında parkenin altından 2 milyon Euro
çıktı’ diyeceksin, ‘Valizlerle para taşındı’ diyeceksin, ‘Kasalardan para
çıktı’ diyeceksin sonra kasadan mühür çıktı, parke videosunun yalan olduğu,
valizlerde jammer olduğu ortaya çıkacak, ‘Bizi de yanılttılar, biz gazeteci
olarak duyduğumuzu yazdık’ diyeceksin ve bu haberleri servis eden şimdiki
Adalet Bakanlığı basın ilişkileri, o günkü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı
basın ilişkileri de bunları o günlerde alttan alta, gizli gizli yayacak, sonra
iddianameye yazamayacak. Sayın Erdoğan, kantarın topuzu kaçmıştır. Bir de çıkıp
orada, burada laf ola beri gele konuşuyorsunuz. Hoşuma gitti, dediniz ki
‘Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.’ Bu sözü
söylediğiniz Gazze’de zulüm yapanlar için bütün vicdanımla paylaşıyorum. Ama
şunu da tekrar ediyorum. Bu milletten oyu alıp bu gariban milletin üç kuruşluk
paralarını alanlar, soyanlar, yurtdışına kaçıranlar, günahsız insanlara sırf
onlar partileri karşısında tehdittir diye iftira atanlar, tarihi azabından
kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.”
“EŞE, AİLEYE SALDIRDIKLARI BİR KORKAKLIĞIN İÇİNDEYİZ”
“Değerli arkadaşlar bu kadar skandal, durduk yere ortaya
dökülmüyor. Milletin bunlardan haberdar olması için birileri çalışıyor ve
gayret ediyor. Ama bu işin üstüne gidenler de saldırıya uğruyor. Sayın Ahmet
Şık ve Sayın Sera Kadıgil tespitlerini kamuoyuyla paylaştılar ve milletvekili
olarak bu bakana bu konuyla ilgili çeşitli sorular sordular. Onlara yanıt
vermek yerine Adalet Bakanlığı’nın güdümündeki troll hesaplar ve butlancılar,
ahlaksızca bu iki isme hem de kendilerinin özel yaşamlarına yönelik ipe sapa
gelmez saldırılar yaptılar. Maksat, ‘konuşmasınlar hesap sormasınlar.’ Dikkat
edin Adalet Bakanlığı eleştiriliyor, Adalet Bakanlığının geçmişte uyuşturucu
soruşturmasında adı olan, sonra dosyadan adı çıkarılan, sonra yakında tutulan,
Ankara’ya bakanlığa getirilen ve şimdi bütün gazeteci arkadaşlarım dün akşamdan
da biliyorlar gayri resmi yoldan basın bültenleri, ‘Alın böyle yazın haberi’
diye servislerle bu tür iftiralar atılıyor. Dün, Zonguldak Milletvekilimiz
Deniz Yavuzyılmaz, en başından beri yolsuzlukların üzerine giden Genel Başkan
Yardımcımız, milletvekilimiz. O kadar korkak ve kirliler ki onunla baş
edemeyeceğini gördükleri için hiçbir şeyle ilgisi olmayan değerli eşi,
kardeşimize yağmadan soruşturma başlatmışlar. Akıl almaz. Yağma soruşturması.
Nedir bu diyorsun? Saatler sonra ortaya çıktı ki yıllar önce çalışmış bir
danışmanın bir şikayet dilekçesini Deniz Yavuzyılmaz’a bir şey diyemeyecekleri
için eşi üzerinden yorumlayarak eşini mahkemeye çağırma, tutuklama tehdidi ile
karşılaşıyor. Öyle bir noktadayız ki bizlerle baş edemeyenlerin eşlere,
çocuklara, anneye, babaya, kardeşe saldırdıkları bir korkaklığın içindeyiz.”
“İÇİNDE ÖZGÜR ÖZEL’İN ‘Ö’SÜ YOK”
“Birkaç aydır haysiyet cellatlıkları durmuştu. Neden? Bu tip
konular yoktu. Dün Adalet Bakanlığı bu konuda, bakım fon meselesinin üstüne
giden kim varsa onun hakkında, bir uyuşturucu dosyası, 23 sayfa ifade vermiş.
İçinde Özgür Özel’in ‘Ö’sü yok. Bu kadar basın metni yapmış. ‘Uyuşturucu
dosyasında Özgür Özel’in adı geçiyor, kişinin telefonundan Özgür Özel ile
fotoğrafları çıktı’ diye. Öyle bir noktadayız ki; buradan açık açık söylüyorum.
Aileyle uğraşan, eşle, kardeşle, dostla, çolukla çocukla uğraşan, korkaklara
söylüyorum. Cirminiz kadar yer yakarsınız. Sizden korkan sizden beter olsun. Bu
kara düzende yaşadıklarımız ilk değil, son da olmayacak. 17 - 25 Aralık’ta
yolsuzluğa batan bakanlar kurtarılacak, kendi bakanlığına dezenfektan satanlar
korunacak, 16 tapusu, akıl almaz serveti ortaya çıkan başsavcı bakanlığa terfi
edecek. Şimdi de milleti dolandıranlara sessiz kalınacak. Ya hu 2,2 milyar
lirayı çaldığını kabul edip, Hazine’ye iade ediyor. İşte ispat, işte kanıt,
işte belge. Beyefendi Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirmiş. O kurulun
başkanı Borsa İstanbul’un Başkanvekili. O adaleti sağlayacak? Meclis’te sözde
komisyon kurulacak, Fatma Hanım’ın saz arkadaşları komisyonda çoğunluk olacak,
kurda kuzuyu emanet edip oradan adalet çıkaracaksınız. Milletin bunlara karnı
tok. İki kelimeyle millet işi özetliyor. Suçüstü yakalandınız.”
“KAYYIMLAR, YASAKLAR, BASKILAR BU KARA DÜZENİN ESASIDIR”
“Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
2018’deki sistem değişikliği ile kurduğu kara düzeninde kimse güvende değildir.
Değerli vatandaşlarımız, okullarda evlatlarınız, madenlerde, fabrikalarda,
otellerde canınız, bankada paranız güvende değildir. Çorlu tren katliamı bu
kara düzenin işidir. İliç’te işçilerin toprağın altında kalması, bu kara
düzende olmuştur. Yenidoğan çetesi bu kara düzende evlatlarımızın, sabilerin
canına kastetmiştir. Okullardaki cinayetler bu kara düzendedir. Kartalkaya’daki
canlar bu kara düzende yanmıştır. 6 Şubat‘ta imar aflarıyla yasal hale
getirilen denetimsiz binalarla insanlarımız bu kara düzende enkaz altında
kalmış, can vermiştir. Dilovası’nda kaçak fabrikadaki işçiler bu kara düzende
ölmüşlerdir. Milletin seçtikleri bu kara düzende hapistedir. Kayyımlar, yasaklar,
baskılar bu kara düzenin esasıdır. Tweet atanlar, gazeteciler, akademisyenler,
sivil toplum temsilcileri, avukatlar bu kara düzende tutuklanmakta, sosyal
medya hesapları kapanmaktadır. Bu kara düzende bir emekli yoksulluktan canına
kıymış, bu kara düzende son bir haftada beş polisimiz canına kıymıştır. Şimdi
fon vurgunu ile 2 milyon insanın birikimleri çalınmıştır. Milletimize
sesleniyoruz. Senin yakının tren katliamında can vermemiş olabilir. Senin
evladın, torunun yenidoğan çetesinin eline düşmemiş olabilir. Senin bir
sevdiğin o otelde ya da o fabrikada yanarak can vermemiş olabilir. Ya da son
vurgunda senin paran çalınmamış olabilir. Ama bu yaşananların her birinde
bizden birilerinin senin bir bildiğinin, bir komşunun, bir yakının ya da
tanımadığınsa, bu vatanın bir evladının, bir ailesinin canı yanmaktadır. Bu
yaşananların her birinde birilerinin canı yanmaktadır. Bu düzen böyle devam
ederse senin de canın yanacaktır. Sıranın sana gelmesini bekleme. Acıyı
çekenler de bunları hak etmedi, sen de hak etmiyorsun. Kimse bu kara düzenden
tek başına kurtulamaz. O yüzden söylüyoruz; ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep
beraber ya hiçbirimiz.’”
“O SANDIĞA VARACAK, O SEÇİMİ ALACAĞIZ”
“Değerli yol arkadaşlarım Türkiye’nin yeni ve temiz bir
sayfaya, yeni ve tertemiz bir başlangıca ihtiyacı var. Biz bu eskimiş, çürümüş
kara düzeni değiştirmek için yola çıktık. Partimizi milletimizle birlikte
kurduk. Milletimizle birlikte yürüyoruz, büyüyoruz. Biz koltuk sahibi olmaya
değil, milletin sorunlarını çözmeye talibiz. Tüm mağdurların hakkını vermeye,
hakkı yenenlerin hakkını teslim etmeye talibiz. Bu iktidar üzerinde milletin
ahı vardır. Mağdur edilen, yoksul bırakılan, adaletsizliğe uğrayan milyonların
ahı bu iktidarın üzerindedir. Haksız yere hapiste tutulanların ahı bu iktidarın
üzerindedir. Biz milletin yüzünü güldürmeye, sarsılmaz adaleti sağlamaya,
Türkiye’yi ayağa kaldırmaya geliyoruz. Safımız milletle birdir. Milletimizin
kaderi bizim kaderimizdir. Millet de bizimle beraberdir. Kimsenin şüphesi
olmasın ki biz o sandığa varacağız, o seçimi alacağız, bu iktidarı
değiştireceğiz. Yaz boyunca emekleriniz için, sizi misafir eden örgütümüze,
sizi misafir eden milletimize teşekkür ediyorum. Emekleriniz için sizlere
teşekkür ediyoruz. Kampımızın başarılı çalışmalar yapacağına, sizlerin
fikirleriyle YENİ Parti’nin yeni yürüyüşünün daha da güçleneceğine yürekten
inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

